Türk Ceza Kanunu m. 267

Günlük yaşamda, “adını lekeleme, çamur atma, atıp tutma” anlamlarında kullanılan “iftira” kavramı, ceza hukuku bakımından; “işlemediğini bildiği hâlde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat etmek” fiiliyle tanımlanmıştır.

İftira suçunun basit hali, 5237 sayılı kanunun 267. maddesinin ilk fıkrasında; Yetkili makamlara ihbar veya şikâyette bulunarak ya da basın ve yayın yoluyla, işlemediğini bildiği hâlde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idarî bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır”, şeklinde düzenlenmiştir.

Bütün modern yasamalar iftira suçunu “adliyenin idaresine karşı suçlar” bölümünde yer vererek devletin adliyenin düzenli işleyişine ait menfaate üstünlük tanımışlardır.[1] İftira suçunun bireye ait varlık ve menfaati ihlal ettiğini düşünen yazarlar, bireyin bu menfaatinin de mesnetsiz bir ithamla soruşturma ve kovuşturmaya uğrayan “şeref ve haysiyeti” olduğunda fikir birliğindeler.[2]

 İftira suçunun oluşabilmesi için 267. maddede öngörülen ihbar veya şikâyetin yetkili makamlara yapılması gerekmektedir. Kanun, ihbar veya şikâyet yoluyla yapılan asılsız isnatların yetkili makamlara yapılması koşulu ile bu suçu oluşturabileceğini kabul etmiştir. Basın yayın yoluyla yapılan isnatlar bakımından (yetkili makamlar bu işlenme biçiminde iftirayı dolaylı olarak öğrendiğinden) bu koşul aranmamıştır.

Ceza Muhakemesi Kanununun 158. maddesinde ihbar ve şikâyetleri kabule yetkili makamlar belirtilmiştir. Buna göre, suça ilişkin ihbar veya şikâyet, Cumhuriyet Başsavcılığı’na veya kolluk makamlarına yapılabilir. Valilik veya kaymakamlığa ya da mahkemeye yapılan ihbar veya şikâyet, ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilir.

5237 sayılı TCK’nın 267. maddesinde kastedilen “yetkili makamların” bu maddede sayılanlardan ibaret olup olmadığı konusu ise dikkate değerdir. Doktrinde bu konuyla ilgili olarak önemli olan hususun, makamın kendisine ulaşan ihbar veya şikâyeti soruşturma ya da kovuşturma makamlarına iletmekle yükümlü olup olmadığının belirlenmesi olduğu belirtilmektedir.[3]

Göreviyle bağlantılı olarak, kamu adına soruşturma ve kovuşturmayı gerektiren bir suçun işlendiğini öğrenen kamu görevlisi bu durumu yetkili makamlara bildirmekle yükümlüdür (TCK m. 259). Bundan dolayı görevleriyle bağlantılı olarak kamu adına soruşturma ve kovuşturmayı gerektiren suçlarda tüm kamu görevlileri yetkili makamdır.[4]

Yetkili makamların belirlenmesinde başvurulacak en sağlam ölçüt, kendisine ihbarda bulunulanın bunu o hukuka aykırı eylemi soruşturmak ya da kovuşturmakla görevli makama iletmekle yükümlü olup olmadığı ölçütüdür. Adliyeye ya da idari makama, yapılan ihbar ya da şikâyeti iletmekle yükümlü olmayan makamlara yapılan ihbar ya da şikâyetler de bu suç oluşmaz.[5]

Kişilere uygulanan herhangi bir idari yaptırımı öngören fiil isnadı da iftira suçunu oluşturacaktır.

5237 sayılı TCK  “idarî bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat etme düzenlemesine yer verdiğinden ve dolayısıyla idari yaptırımın türü hakkında bir ayrım öngörmediğinden kişilere uygulanan herhangi bir idari yaptırımı öngören fiil isnadı iftira suçunu oluşturacaktır.[6]

Bu bağlamda, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’ndaki eylemler de idari yaptırımı gerektiren eylemler olduğun bir kabahat isnadı da bu bağlamda iftira suçunu oluşturacaktır.[7] İdari yaptırım gerektirmeyen hukuka aykırı fiillerin isnadı bu suçu oluşturmaz.[8]

İsnat edilen hukuka aykırı fiilin gerçek ve maddi âlemde gerçekleşmiş olup olmamasının önemi yoktur. Üçüncü şahıs tarafından geçekleştirilen hukuka aykırı fiilin masum kimseye isnadı veya masum kimseyi üçüncü kişilerce gerçekleştirilen hukuka aykırı fiilin ortağı olarak göstermek ya da hiç gerçekleşmemiş hukuka aykırı bir fiilin masum kimse tarafından gerçekleştirildiği şeklindeki isnat iftira suçunu oluşturabilir.[9] Ayrıca isnat edilen hukuka aykırı fiilin belirli olması gerekir. Bir kimseye, belirsiz ve sınırı çizilemeyen fiillerin isnadı iftira suçunu oluşturmaz.


[1] Toroslu, Cürümlerin Tasnifi, s. 289

[2] Pagliaro, II delitto, s. 114 vd.; Şahbaz, İbrahim, İftira Suçu, YD., C. II, S. 4, Ankara 1985, s. 508; Bayraktar, İftira, s. 184-185

[3] Artuk/Gökçen/Yenidünya, Ceza Hukuku, s. 742; Soyaslan, Ceza Hukuku, s. 547.

[4] Artuk/Gökçen/Yenidünya, Ceza Hukuku, s. 742.

[5] 4. CD., 2002/1700 E., 2002/5361 K.: (“….sanıkların ihalede yolsuzluk yapıldığı iddiasıyla defterdarlık makamına verdikleri dilekçelerin şikayet hakkının kullanılması.…gözetilmeden mahkumiyet hükümleri kurulması”)

[6] İdari yaptırımlara verilen örnekler için bkz., Artuk/Gökçen/Yenidünya, Ceza Hukuku, s. 743-744

[7] 5326 sayılı kanun m. 2. (1) Kabahat deyiminden; kanunun, karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlık anlaşılır.

[8] Soyaslan, Ceza Hukuku, s. 546.

[9] Erem, ÖH, II, s. 1518.



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir